Mundo Nuvo kıtasının tarihi hakkında, gelecek nesillerin, çok sayıda hikaye üreteceklerini gösteren en iyi durum bu denilebilirdi. Arte Labirent Şehri’nin büyülü canavarlarla olan savaşından tut, Yıldız Kilisesini bölünmesi, Krallığın iç ayaklanması, ve son olarak büyük savaşa yönelen bu karışıklık dönemi.

Çok sayıda kahraman ortaya çıkıp, gökteki yıldızlar kadar kahraman destanlarını arkalarında bırakıcak, ve sonra bu destanlar gelecek nesillere iletilecekti.

Bunun içinde bile, yeni doğmuş ulusta en popiler olan, Bağımsızlık Ordusunu yöneten genç prenses, Altura Yuze Unicafe’ti.

Varis kavgasında mağlup olup sürülen rahmetli babasının yerine, baskı altında can çekişen vatandaşlar için yükselen sevgili bir karakterdi. Son olarak beceriksiz kralı indirmiş, Yeni Yuuzu Krallığını kurarak, birinci nesil Kraliçe olarak hüküm sürmüş kadın. Byografisinde yansıyan kızın dürüst konuşma ve davranışları, çok sayıda kişilerin kalbini kapmış, ve kendine hayran bıraktırmıştı.

İkinci olarakta, İmparatorluğun 2.Prensi , büyük savaş sonrasında kızın kocası olan Alan’dı. Düşman iki ülkenin prensinin ve prensesinin arasındaki aşk hikayesi, çok abartılı ve yalan yanlış hikaye doğurdu. Asker olarakta değeri yüksek, katıldığı savaşlarda üstün gelen komuta kuvvetini gösterdi. Memleketi olan İmparatorlukla olan müzakerelerden acı çekmiş, kıraliçenin yanında uyumlu bir şekilde yardımcı olmaya devam ettiği, Yuuzu Krallığının tarihinde yazılanlardı.

Bunlar dışında, sokaklardan kahraman merdivenlerini tırmanmış Fynn, Bağımsızlık ordusunu zafere yönelmiş sıtratejist Diener, Yenilmez Genaral Behrouz gibi isimler yükselmişti.

Kazanılmış zaferin şanının gölgesinde, yenilmiş tarih de var.

Kötü adam rolünde çoğunlukla giriş yapan isimler, Kıdemli Ordu Generali Sharov, İnatın Yalder’i, onun yardımcısı Shidamo gibi isimler vardı.Yüksek sınıf asil David, Başbakan Farzam da bunlardan sayılabilirdi.

Tabii ki, tam zamanında görevler öyle saptırıldı ki, bağımsızlık ordusu tarafından tamamen yok edilmek gibi övülmeyecek bir rolü üstlendiler

Bu çarpıtılmış edebi eserler, yada byografilerde, bariz bir şekilde göze çarpan bir kişi vardı.

— — “Ölüm Tanrısı Shera Zade”

Güçsüz düşmüş Krallık ordusunda, Başkent Bağımsızlık ordusunun en çok kanını döktüğü yazılan kadın subaydı. Aile adı olan “Zade” bir ara aldığı, ayrıntılı doğum yeri bilinmiyor. Yaşı bile bilinmeyen gizemli karakterdi. Öyle bir kızın adı, ilk defa yüzeye çıktığı yer “Alucia Savaşı”’ydı. Krallık Ordusu ve Başkent Bağımsızlık Ordusunun büyük umutlarla askeri güçlerinin karşı karşıya geldiği, ilk savaştı.

Onların askeri güçleri Krallık Ordusu 80.000, Başkent Bağımsızlık ordusu 40.000.

Krallığın başındaki bölümde bulunan herkesin, zafere inandığı savaştı.

_________

Antigua Kalesi, kuzey bölümü ormanlık alandaki harap ev.

Voleur kendi kızı yaşındaki kız tarafından, tamamen geri itiliyordu. Tek vuruşta öldüreceğini söyleyerek yaptığı hamlesi, rahatça karşılandı. Kızın hamlesinin ağırlığından, istemsizce mızrağını düşürecek kadardı. Voleur bilindiği değiştiren şiddetli atakları karşılıyordu.

Şişleme, biçme, darbe.

Her türlü tekniği deniyordu ama, bir çizik bile atamıyordu. Shera hızlı hareketleri, sadece kaçınması imkansız olarak karar verdiği atakları büyük orakla karşılıyordu. Ve de aptal gibi gülümsüyordu.

Voleur’un fiziksel gücünün bitmesini bekliyormuş gibi.

Birkaç dakika, yada en fazla birkaç düzine dakika sanırım. Dış görünüşünden terler akan, Voleur’un nefesinin sonunda kabalaşmaya başladığı zaman.

“O zaman, bu sefer ben geliyorum”

“– — Ha, ha, ha”

“Güzelce karşıla. Benim yaptığım gibi”

Shera az önce Voleur’un saldırdığı gibi büyük orakla saldırmaya başladı. Büyük yapılı Voleur kaçınamadan, büyük orağın sapından uzuyan düz bıçak zırhı bıçakladı. Okların bile geri sektiği çelik zırh, kolayca imha edildi. Bir şekilde büyük mızrakla karşılamaya kalktı ama, aşşağı doğru inen büyük orağın darbesine diyecek yoktu.

Neyden yapıldı acaba.

Herneyse, darbeler mütiş bir şekilde ağırdı. İki eli uyuşmuştu. Dizleri bükülmüştü. Kan kaybı , fiziksel gücünü tüketiyordu.

“Ku! Şerefsiz, kimsin? Normal bir asker olmana imkan yok”

“Shera”

Shera orağı döndürünce, dişini gösterek cevabladı.

“Seni canlı bırakırsak, kesinlikle bağımsızlık ordusunun doğal afeti olursun. Burada, seni öldürmek zorundayız.”

“Elinizden geleni yapın”

“Kahrolası!!”

Voleur sırtını eğip tüm gücüyle mızrağı itti. Çevresinde şaşkın bir şekilde izleyen insanların, hiçbir şekilde reaksiyon gösteremiyeceği hızdı. Somut savaş ruhuyla birleştirilem kusursuz bir hamle.

Bu kadar mütiş bir itmeydi. Olmalıydı ama.

“– — A, aptalca”

“Biraz, geç kalmışa benziyorsun. O zaman o kelleni, çekinmeksizin alıyorum”

Delip geçtiğini düşündüğü darbe.

Uzatılmız mızrak, büyük orak tarafından tutulmuş, mızrağın uçu zemine saplanmıştı. Süpriz bir ses duyulduğu an, eğri olan bıçağın yılan gibi kıvrıldığını düşününce, Voleur’un geliştirdiği* ensesini, hafif bir şekilde kesip attı.

[Shin:kas bakımından]

“Al, Albay Voleur– –”

“Al, Albay”

Kelimeleri unutan İstikbarat Birimi Üyeleri ve Kaçak askerler gözleri önündeki manzarayı izlemek dışında başka bir şey yapamadılar.

“Bunun kafası sayesinde, gene lezzetli şeyler yiyeceğimi hissediyorum. Özellikle köpeği takip edip gelmeme deydi.”

Mutlu bir şekilde gülerek, üzgün bakan kafayı, sorunsuz bir şekilde tutarak kaldıran Shera. İstikbarat biriminin üyelerinden biri bu durumu engellemeye çalıştı.

— — O an.

“Gyaaaaaaaa!!!”

“Engellemez misin?”

“Gö, gözüm, gözüm, aaaaaa!!!”

Sırtında sakladığı, otları biçmek için kullanılan küçük orak, işaret vermeden istikbarat biriminin üyesinin yüzüne atmıştı. Hazırlıksız yakalanan üyenin gözüne, orak keskin bir şekilde saplandı.

Acıda ortalığı ayağa kaldırdıktan sonra, “Gürültü” çıkardıkardığı için kafasına darbe alan acınası adam, bir daha ses çıkaramaz oldu.

Geriye kalan İstikbarat birimi üyeleri, korkudan baştan aşşağı titremeye başladılar. Gözlerinin önünde ölümün vücut bulmuş hali vardı. Artık onların gözünde, kız değil, ölüm tanrısının gölgesi vardı. Ölün tanrısını yenmemizin imkanı yok. Yutulmuş kişiler için kalan tek seçenek dua etmekti.

“O zaman, biraz hazine aramaya mı çıksam acaba. Hem buraya kadar gelmişken, sadece kafa götürmek sıkıcı”

Paketlenmiş acınası insanları olduğu gibi bıraktı, orakla oynayarak harabe eve girdi. Bir süre sonra, evin içinden etrafı kırma sesi ve, acınası bir çığlıktan sonra, kana bulanmış Shera memnun bir şekilde dışarı çıktı.

Kırmızı bir şekilde parlayan etli börek yanaklarını doldurarak.

“Bu sağduyu aynası*, işeyarar gözüktüğünden alıyorum. Kullanıcısı kullanamaz hale geldi hem, sorun olmaz dimi”

Shin:Bunun adını unuttum yeniden yazdım dürbün gibi bişeydi ama aklıma şimdi geldi adamlar dürbün denilen şeyin ne olduğunu nasıl bilsin

Gizli İstikbarat biriminin üyelerinin az önceye kadar kullandıkları büyülü alet sağduyu aynası. Kesinlikle benim için kullanışlı bir şey değil.

— — Ama.

“… Ya, yardım et lütfen.”

“ Ah evet. Ne yapsam acaba.”

“Tutuklamanda sorun yok. Bu , bu yüzden, öldürme lütfen. Yalvarıyorum. Ya, yardım et”

İşkence edilse bile ağzını açmayan gizli istikbarat birimini üyesi, kalbinin derinliklerinden korkuyordu. Ruhu kendisinden alınacakmış gibi, derinliklerdeki korku gözlerinin önünde duruyordu.

“Bu etli börek karşırığında canını bağışlıyorum. Sen, çok şanslısın. Hayatındak bütün şansı kullanmış bile olabilirsin. Burada hayat söz konusu, dikkat etsen iyi edersin?”

Kıyma gibi titreyen istikbarat biriminin üyesinin kulağının dibinde, gülerek fısıldadı.

Taşınacak şeyker arttığı için, taşıyacak kullanışlı bir şey varmı diye Shera etrafına bakmaya başladı. Kulübenin arkasından duyduğu kişnemeyi takip edince, mütiş vücutlu siyah bir at buldu.

Voleur bu kulübeye gelmek için kullandığı favori atıydı.

At aniden karşısına çıkan insana, setçe direndi ama, Shera nasıl becerdiyse, yıldırım tarafından vurulmuş gibi haraketlerini durdurdu.

“Bundan sonra benim partnerimsin. Beraber savaş alanında koşturalım.”

Nazikçe okşayınca, at tamamen itaatkar bir şekilde, Shera’nın karşısında kafasını eğdi. Yoshi Yoshi diyerek kafasını sevince, atlama dizginlerini tuttu. Becerikli bi şekilde atın üstüne çıktı.

“Be, bekle Shera. Biz, ne-ne olucaz?”

O şekilde ayrılan Shera’ya, kaçan takım lideri panikleyerek sordu. Burada bırakılırlarsa, kafasını kaybetmiş generalin soruşturması açılacaktı.

Diğer tafartan, artık Antigua kalesine dönmelerine de imkan yoktu. Kaçak askerlere uygulanan tek ceza vardı. İnfaz.

“Gitmek de cehennem, dönmekte cehennem. İstediğinizi seçsenize? Sadece secere bile, mutlu olmalısınız”

“Olamaz”

“Bende infaz edebilirim isterseniz? Geri döndüğümde ödül almak için”

“Hi, hii!”

Orağı takım liderine döndürünce, sırtını kaçırdı. Bu durum garip miydi, Shera yavaşca gülümsedi. Yediği etli böreği, belindeki çantaya dikkatlice koyunca, iki elini çırptı. Akmış kan ellerine bulaşmıştı. Elini bırak, bütün vücudu kanla kaplıydı ama, Shera bunu hala fark etmemişti.

“Hadi görüşürüz. Şans olursa bir daha”

Yavaşca elini sallayınca, atın karnını tekmeleyerek, memnun bir şekilde gitmeye başladı. Elinde Voleur’un kafasını, sırtında büyük orağı taşıyarak.

Antigua Kalesi, sorgu odası.

Atla beraber abartılı bir şekilde dönen Shera, normal olarak gözlemciye yakalanarak, sorguya çekilmişti. Düşman askerinin kafasını taşıdığı için, geç kalmıştı.

“… Yani, kaçak askerleri takip ederek, orada bulunan düşman albayının kafasını aldın, atı ele geçirerek geri döndün. Demek istediğin bu”

“Tam olarak evet. Az önceden beri kaç kez diyicem”

“Öyle aptalca bir hikayeye kim inanır. … Demek isterdin ama, o düşman albayının kafası gerçek. İmparatorluk ordusunun desteği, mızrak eğitmeni Voleur olduğuna şüpe yok”

“O zaman, artık bırakacaksınız değil mi. Uykuluyum, acıktım, yavaş yavaş gitmeme izin verseniz?”

İki elini uzattı esnedikten sonra, belindeki çantadan yarı yenilmiş etli böreği çıkardı.

Parlak kırmızı olmuş, ganimet etli börek. Demirin kötü kokusu ve tatlı bir kaku yayıyordu. Ağzını sonuna kadar açarak ısırmaya çalıştı ama, kaba bir şekilde engellendi.

Shera’nın yüz rengi bir anda değişti.

“Şu anda sorgu yapıyoruz! Yemeyi sonraya — –!?”

“– –Oi. O kafanın kopmasını istemiyosan, benim etli böreğimi hemen geri ver! İkinci kez tekrar etmiyeceğim? Hadi, hızlıca ver!!”

Sağ elini uzatıp, askeri polisin boynunu kıskaç gibi sıktı. Küçük bir eldi ama, *cat cut* gibi uğursuz sesler askeri polisin kulağına ulaşmaya başladı. Yüz ifadesi karnı yarılmış bir hayvan gibi vahşiydi.

“Gu, be, bekle, ge, geri vereceğim, o yüzden , elini bırak”

Bu şekilde öldürülceğine karar kılan askeri polis, tuttuğu etli böreği Shera’nın gözünün önüne uzattı.

“… Yediğim yemeğe karışmasan olur mu? Lütfen”

Riskli durum o anda dinip, sakin bir şekilde konuşan Shera.

*Öhööhö* şiddetle öksürerek, askeri polis arkasındaki kapıya döndü. Bi rahat bırakın diyen gözlerini, gözleme penceresinden bakan kişiye gönderdi.

Gözleyen kişi, Üçüncü Ordu genel kurmay başkanı pozisyonunda bulunan adam. Shidamo Arte’ydi.

Derin bir iç çekerek, sorgu odasının kapısını açtı ve içeriye girdi.

Kaçak askerlerin sayısının artmasıla kafasını meşgıl eden Shidamo. Aralarında köstebek olduğunu zaten biliyordu. Ama kapı bekçisi gibi açık açık ve cesurca bir şey olmasını beklemiyordu. Shera’nın tanıklığı sayesinde kapı bekçisinin köstebek olduğu kanıtlandığı için, hemen yakalanıp, infaz ediliyordu.

Bu kadarla bitceğini düşündüğünde, konumuz olan kızın getirdiği kafayla dehşete düşmüştü.

Bir zamanlar üç şehirde olan anma töreninde, imparatorluk ailasinin koruması olarak bulunan adam olduğuna şüpe yoktu.

Aklında kalmasının sebebi, krallık tarafından koruma müfettişi olarak atanan Shidamo’ydu.

Görünüş olarak cesur general tipi olup, hafife alsa bile böyle bir küçük kıza yenilmesinin imkanı yok. Ama, ön saflarda olması gereken Voleur’un, kafası vücudundan ayrılmıştı.

— — Yani bu kız, Shera’nın Voleurdan bile güçlü olduğunu gösterir.

Aptalca bir düşünce ama, bu gerçeklikti. Kabul etmekten başka bir şartı yok.

“Sen Geçici teğmen Shera’sın demek. Asleri polise direnirsen vatan haini olarak damga vurulursun. Bir dahaki sefere dikkat et.”

“Ha. Özür dilerim efendim”

“Birde, yemek yerken konuşma. Üstüne hakaret sayılır”

“– — Ha!”

Shera zorba bir şekilde etli böreği yutarak, sandalyeden kalktı ve selam durdu. Sidamo bu hareketlerine, daha da kaşlarını çattı. Acaba, kendi kararı doğrumuydu, değilmiydi. Giderek kendini kaybediyordu.

“İlk önce, köstebeği farkettiğin ilk durum. Eline sağlık. Kaçak askerlerin artması, başımı ağrıtıyordu”

“Ha!”

“Bu başarılarından golayı, senden (geçici) başlığını alıyorum. Bundan sonra teğmen olarak anılacaksın”

“Teşekkür ederim!”

“Ve, Düşman askeri Voleur’u indirdiğin ikinci durum. Yalder – majesteleri* de memnun olur. Ama, şu anda saldırı hazırlıklarıyla meşgul olduğundan, bunun dışında ödül veremem”

“…”

“İşte tam burada. Benim taktirime göre, sen bu stratejiye katılacak özel birime katılacaksın. Takım Lideri yükümlülüğü giderek başka birime katılacaksın ama. Elini geri tutmazsan, daha yüksek pozisyonlara geleceğini garanti ederim. Nasıl, katılacak mısın? Tabikide zorunlu değil”

“Ha, Teğmen Shera, katılacaktır.”

Anında karar vermişti.

“… İyi. Ayrıntıları göndereceğim. Şu anda kendii dinlendir. Çıkmakta sebestsin!”

“Ha! İzninizle efendim!”

Shera mükemmel bir şekilde selamda durduktan sonra, kapıyı kapatarak çıktı.

Sorgu odasından çıktıktan sonra anında, “ A — — alışmadığım konuşma biçimi, yoruldum” diye, aptalca sesiyle ağzını açtığı, normal olarak Shidamo’nun kulaklarına da gitmişti.”Hızlıca kahvaltı yapayım” da duymuştu.

“Cidden, yanlış karar verdim heralde. … Sen ne düşünüyorsun”

“Shidamo-sama’nın muhakemesi ve kararının doğru olduğunu düşünüyorum. O kız büyük ihtimal … … Hayır, kesinlikle canavar”

“… Anlıyorum”

Hayatı kurtulduğu için, kalbinden rahatlama geçen askeri polise bakarak, Shidamo kollarını çaprazlayarak bir süre düşüncelere dalmıştı.